21 Ekim 2022 Cuma

Snarky Puppy İstanbul’a geliyor!

 

4 Grammy ödüllü enstrümental müzik grubu Snarky Puppy, yeni albümleri Empire Central ile dünya turnesine çıktı ve 5 Kasım’da Zorlu PSM’de İstanbullu hayranlarıyla buluşacak. Grubun kurucusu ve basçısı Michael League ile yeni albümlerini ve çok sevdiği İstanbul’un müzikleri üzerindeki etkilerini konuştuk.


Jazz, füzyon, funk, soul, blues, gospel, r&b, hepsi var Snarky Puppy’nin müziğinde ama grubun kurucusu ve basçısı Michael League’in de ifadeleriyle “Enstrümental bir müzik grubu”. Onları bir kategoriye sokmam zor, oldukları gibi kabul edip tadını çıkarmak en doğrusu. 4 kez aldıkları Grammy ödülü de “En iyi çağdaş enstrümental albüm” kategorisinde geldi. Univeristy of North Texas Jazz Studies bölümünde okurken bir araya gelen (League’in ifadeleriyle) “üç beş beyaz cazcı” Teksas Dallas’ın siyahi Amerikan müzik sahnelerinde gerçek sesini bulduktan sonra 4 Grammy ödülü ve sayısız caz ödülü aldılar. 28 Eylül’de çıkan 6 parçalık yeni albümleri Empire Central için dünya turnesine çıktılar ve bir yılı aşkın bir süre devam etmesi beklenen turnede 5 Kasım 2022’de yolları İstanbul’dan da geçecek.

Snarky Puppy’nin kurucusu ve basçısı Michael League ile turne öncesi evinde geçirdiği son akşamında efsanevi müziklerini, Empire Central albümünü, dünya turnesini ve çok sevdiği İstanbul’u ve İstanbul’un bu efsanevi grubun müziği üzerindeki etkilerini konuştuk. Türk müzik kültürüne özel bir ilgisi olan League, iki ay kaldığı Beyoğlu’nda ud dersleri de almış ve Kardeş Türküler ve The Secret Trio gibi bu toprakların kültürel çeşitliliğini en iyi yansıtan gruplarını dinlemekten büyük keyif alıyor; İstanbul seyircisinin yaptıkları müziği ve sahnelerinde olup biteni diğer birçok ülkedekinden daha iyi anladığını söylüyor.

Snarky Puppy’nin tarihinden bahsedebilir miyiz biraz?

Aslında üniversitede (University of North Texas Jazz Studies) bir grup müzisyen birlikte çalıyorduk en başta. Her hafta benim evimde yazdığım veya aranje ettiğim şarkıları çalıyorduk. Sonra çoğumuz Dallas’a taşınıp siyahi Amerikan müziği sahnelerinin bir parçası olduğumuzda yaptığımız iş de yeni bir hayat buldu. Robert ‘Sput’ Searight (davul), Shaun Martin (klavye), Bernard Wright (Miles Davis, Chaka Khan ve Marcus Miller gibi isimlerle çalışmış efsane klavyeci), Bobby Sparks (klavye), Jason JT Thomas -bu beş isimden üçü hala bizimle çalıyor- gibi isimlerle sound çok değişti. Çünkü öncesinde konservatuarda caz okumuş üç beş beyaz müzisyendik. Sonra grup siyahi Amerikalılar, kilise müziğiyle büyümüş isimlerle bir araya gelince gerçek sound ortaya çıktı. Snarky Puppy’nin bu evrimi aslında Amerika’nın siyah ve beyazının bir araya gelmesiyle de paralel bir hikaye.

Kategorilere sığdırılmanız zor ama yine de müziğinize bir janr vermemiz gerekse?

Enstrümantal müzik diyebilirim. Çünkü caz yapıyoruz desem, aslında tam caz da yapmadığımızı açıklamam gerekecek. Funk da yapıyoruz. Orijinal enstrümantal müzik demek en doğrusu çünkü müziği yazıyoruz ve şarkı söyleyen yok. Enstrümantal bir topluluğuz. Ama rotasyon halinde çalışan müzisyenlerimiz de olduğundan kolektif de denebilir. Müzik yaparken çok açık fikirli bir yaklaşımımız var. İnsanlara bir sınır koymuyoruz, böylece daha özgürce deneyip keşfedebiliyorlar. Yeni ve daha önce adım atılmamış bir arazide ilerler gibi yapıyoruz bu işi. Hep yeni şeyler yapmaya çalışıyoruz, bu her zaman en önemli önceliğimiz. Beğenilen bir şey üzerinden gitmiyoruz.

Snarky Puppy muhteşem işbirliklerine de imza atıyor. En etkilendiğiniz hangi işbirliğiydi?

Ayrım yapması çok zor. Ama Jules Buckley yönetimindeki Metropol Orchestra ile çalışmak inanılmazdı. Birden grubunuza 50-60 kişi daha ekleniyor. Family Dinner Vol. 2 albümünde de aynı odada muhteşem müzisyenler bir aradaydı: Jacob Collier, Susanna Baca, İsveç’ten Becca Stevens and Väsen, Laura Mvula, Carlos Malta, Bernardo Aguiar... Çok uluslararası, çok çeşitli müzisyenlerin olduğu çılgın bir dünyaydı.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor? Dinlediğiniz Türk müzisyenler de var mı?

Bu sefer turnede olduğumuzdan uzun kalamayacağız ama İstanbul’da birçok müzisyen arkadaşım var. Birkaç yıl önce Beyoğlu’nda iki ay kaldım. Harika bir deneyimdi ve birçok arkadaşım oldu o dönemde. Immigrance albümüzde aslında çok büyük bir Türk etkisi var. O albümün kapağını Türkiye’den bir sanatçı yaptı, dinlemeyi çok sevdiğim Kardeş Türküler’le de çalışmaları olan Zeycan Alkış tasarladı kapağı. O albümde Even Us isimli parçada ud çaldım, İstanbul’da ud dersleri alıyordum. Yine o albümden Bigly Strictness’ta efsane perküsyoncu Mısırlı Ahmet tarafından kullanılan bir ritmin varyasyonlarını kullandık. O kadar çok Türk müziği dinledim ki ve biraz da Türk müziği eğitimi de aldım; o yüzden her zaman bir etkisi olacak müziğimde diye düşünüyorum. Kardeş Türküler’i çok seviyorum. The Secret Trio da inanılmaz; sanırım o grupta sadece Tamer Pınarbaşı Türk. Ama uzun yıllar Türkiye’de yaşamış Makedonyalı klarnetçi İsmail Lumanovski, Ermeni asıllı Amerikalı udî Ara Dinkjian’ın babası da Diyarbakırlı bir Ermeni Türk’müş. Çok iyi Türk müzisyenler var. Benim dinlediğim Türk müziklerinin çoğu eski müzikler.

İstanbul müzik seyircisini nasıl buluyorsunuz?

İstanbul seyircisi her zaman muazzam. Türkiye’de öyle derin bir müzik kültürü var ki, seyirci arasındaki sıradan bir izleyici bile yaptığımız müziği sahne aldığımız birçok ülkedeki seyircilerden daha iyi anlıyor. Türkiye’de insanlar çok karmaşık melodilere aşina bir şekilde büyüyor. Çok zengin bir müzik kültürünüz var. Küba’ya gittiğimizde de benzer hisler yaşıyoruz. Brezilya’da da öyle. Elektrikçi veya barmen bile sahnede ne olup bittiğini başka ülkelerde gördüğümüzden daha iyi anlayabiliyor, bence bu çok etkileyici. İstanbul’un özellikle bu özelliğine bayılıyorum. Önümüzdeki birkaç yıl içinde çok çok çok yüksek ihtimalle Türkiye’de de bir stüdyo kaydı yapacağız diye düşünüyorum.

EMPIRE CENTRAL DALLAS’TAKİ KÖKLERİMİZE BİR YOLCULUK

Yeni albümün nasıl bir hikayesi ve sound’u var?

Bu albümün kaydı için tekrar Teksas’a döndük çünkü Dallas’ta inanılmaz bir müzik kültürü var. Austin’in çok gürültü yaptığına bakmayın, Dallas kendi reklamını yapan bir yer değil. Bence Dallas ve Houston müzik sahneleri Austin sahnelerine göre çok daha zengin. Kirk Franklin, Erykah Badu ve Nora Jones gibi inanılmaz müzisyenlerin ve diğer birçok önemli ismin çıktığı bir yer Teksas. Empire Central’ı yaparken aklımızdaki Teksas’tı. Gruba müzikleri yazarken Teksas’ı düşünün dedim. O yüzden belki biraz daha funky ve groovy bir sound’u oldu albümün. Daha doğrudan bir anlatımı oldu bu albümün ve daha az izoterik unsur barındırıyor. Albüm kayıtlarının videolarında da bunu görmek mümkün.

“STREAMING ŞİRKETLERİNİN ÖNCELİKLERİ MAALESEF SANATÇI DEĞİL”

Sadece müzisyenlere daha iyi ödeme yaptığından değil, müzik kalitesi daha iyi olduğu için de Tidal (Henüz Türkiye’de yok) kullanıyorum. Spotify da müzisyenlere ödeme yapıyor evet ama Snarky Puppy’nin Spotify’dan bir ayda kazandığını iki konserde sadece merchandise masasında kazanıyoruz. Bence hiçbir müzisyen şu anda olup bitenden çok hoşnut değil. Ben dinlediğim müzisyenlerin plaklarını alıyorum. İstanbul’da kendimi baya kontrol altında tutmam gerekiyor çünkü 70’ler Türk saykedelik rock müziğini çok seviyorum. Tabii ki Napster’dan daha iyi çünkü o zaman kimse emeğinden hiçbir şey kazanamıyordu. Streaming şirketlerinin olması ve müzisyenlerin birşeyler kazanmasına aracı olmaları tabii ki iyi, ama mevcut haliyle sürdürülebilir mi - özellikle de albüm satışı olmadan ayakta kalmaya çalışan bağımsız müzisyenler için? Hayır… Ama herşeyin artısı ve eksisi var tabii ki, Madagaskar’da yaşıyor olsanız da Wi-fi ve akıllı telefonunuzla ünlü olabiliyorsunuz. Müzik kariyerimiz Facebook ve YouTube sayesinde oldu, bu yüzden bu araçlara minnettarım ancak bazen bazı şirketlerin en önemli önceliği sanatçıları olmadığı çok açık maalesef.

19 Temmuz 2022 Salı

Bağımsız müziğin isyankar dip dalgası: Peyk & İsimsiz Orkestra

 

Bağımsız müzisyenlerin ortak girişimi Olta Dayanışma’nın ağabeyleri Peyk 27 yıldır devam eden bir dostluk ve mücadele ezgisi. Bağımsız müziğin onurlu ve isyankar bir dip dalgası gibi Peyk...




Ünlü olmak için çaba harcayan bir grup değil Peyk. Türkiye’deki bağımsız müzik ekosisteminin en önemli gruplarından biri ve on binlerce hayranının ezbere bildiği şarkı sözlerinde, Peyk aşktan isyana, geçim krizinden yolsuzluğa, ‘büyük adam olma’ sorunsalından haksızlıklara, lafını hiç esirgemiyor. Peyk’i bugüne kadar duymadıysanız, bunun sebebi Peyk’in bağımsız müziğin onurlu ve isyankar ‘dip dalgası’ gibi olmasından ileri geliyor.

Grubun geçtiğimiz haftalarda Küçükçiftlik Park ve Kalamış Atatürk Parkı’nda verdikleri konserlere gelme fırsatı olan varsa görmüştür: Şarkıları ezbere bilen Peyk hayranları “Don Kafa Don”, (Yasin Soyöz’le birlikte yaptıkları) “Derdini Bul”, “Lay-Lay-Lom”, “Sobe” ve “Kocaman Sıfır” gibi parçalarında, ses rengiyle ve icrasıyla eşsiz bir vokal olan Alış’a hep bir ağızdan eşlik ediyor. Mütevazi ve çok yetenekli müzisyenleri bir araya getirmiş olan Peyk’i bilenler çok iyi biliyor.

Bugüne sponsor destekleriyle değil, kendi emekleriyle gelen Peyk, şarkı söyleriyle de hissettiriyor bu protest ve onurlu duruşu: “Birileri gözü kapar korkudan ve payını alır bu pis pastadan.”

Müziği bir yaşam biçimi olarak tercih eden Peyk’in şarkılarını İrfan Alış (vokal) yazıyor. O eşsiz söz ve bestelerin düzenlemelerini ise Peyk grubunun üyeleri birlikte yapıyor: İsimsiz Orkestra’nın kurucularından olan Özgür Ulusoy (klavye & keman), Serdal Ersoy (gitar), Ertan Çalışkan (davul) ve Barış Tokgöz (bas gitar).

OLTA DAYANIŞMA’NIN BÜYÜK AĞABEYLERİ

Peyk, Türkiye’de bağımsız müzik ekosisteminin en önemli dayanışma hareketi Olta Dayanışma’nın da büyük ağabeyleri gibi. Heyecanla beklenen Cenk Kaptan imzalı müzik belgeseli “Sen Kimsin?”, ismini hem müzik yasaklarına hem de Spotify ve YouTube gibi dijital tekellerin, müzisyenlerin emeğinin büyük bir kısmına konmasına isyan eden İrfan Alış’ın “Sen Kimsin?” demesinden alıyor.

“Biz bu müziği İngiltere’de yapsak protest olmazdık. Ama Türkiye’de bunu yapınca protest oluyorsun, diğerleri çok sudan işler yaptığı için…” diyor o protest sözlerin kaynağı vokal İrfan Alış. Özgür Ulusoy ise “Sözünü sakınmadığında, hırsıza hırsız dediğinde protest olursun” diyor. Konserlerinde papageno. art.studio gibi başarılı genç tasarımcılar tarafından dizayn edilip üretilmiş Peyk markalı ürünler de satarak hem grubun kendisine hem de Olta Dayanışma’ya katkı sağlayan Peyk, özellikle milenyum kuşağı tarafından gün be gün daha da sevilen bir yeraltı markasına dönüşüyor. Peyk üyelerine müziğin hayatlarındaki anlamını sorduğumuzda ise “Balığa suyu soruyorsun” veya “Delirmeme engel oluyor” gibi yanıtlar aldık. Grubun arızası değişebiliyormuş, ama grubun en iş bitiricisi ismi oy birliğiyle İrfan. Grubun en sakini ise ‘ermiş’ kavuğunu davulcu Ertan’dan alan basçı Barış.

ŞEF MOJDANİ’Lİ İSİMSİZ ORKESTRA PEYK ŞARKILARINI “TAMAMLADI”

27 yaşındaki Peyk, geçtiğimiz hafta Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde grup üyesi Özgür Ulusoy üzerinden organik bağları olan İsimsiz Orkestra ile ilk konserini verdi. 2018 yılında Özgür Ulusoy ve yine müzisyen dostu Ulaş Özer tarafından temelleri atılan İsimsiz Orkestra, genç, yetenekli ve bağımsız çalıcılardan oluşan bir senfonik oda orkestrası. Orkestranın tamamının gönüllü çalıcılardan oluştuğunu, bazılarının avukatlık veya gibi müzik icrası dışında da işleri olduğunu hatırlatalım. İranlı ünlü besteci ve orkestra şefi Mahdi Vojdani yönetiminde ilk kez Peyk ile birlikte sahne alan orkestra, çalışmalarını 2018 yılından bu yana Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin (NKHM) desteğiyle Kadıköy’ün ve İstanbul’un en önemli kültür merkezlerinden biri olan NKHM’de sürdürüyor. Çoğunluğu Kocali Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olmuş çalıcılardan oluşan orkestra, İstanbul’un yetenekli müzisyenleriyle tamamlanarak kurulmuş. Daha önce Yeşim Madanoğlu şefliğinde çalışmalarını yürüten İsimsiz Orkestra’nın müziğinden etkilenen ve kendileriyle iletişime geçen şef Vojdani, İran ile Türkiye arasında orkestra müziği yapan sanatçıların iletişimlerinin artması gerektiği görüşünde. Yıllarca orkestral müzik çalıcısı olarak eğitim almış, hepsi gönüllü olarak bu işi yapan ve tarz ayırt etmeksizin müzik yapabilmek için bir araya gelen orkestraya şimdiye kadar aralarında İlkay Akkaya, Sema Moritz, Feridun Düzağaç, Cenk Taner (Kesmeşeker), Mehmet Şenol Şişi (Kargo), Demirhan Baylan, Erkan Tekci, Peyda Yurtsever, Kamil Hajiyev (No Land), İrfan Alış (Peyk) gibi isimler eşlik etmiş. Peyk’ten İrfan Alış’ın konserdeki ifadeleriyle İsimsiz Orkestra, “yıllardır yarım kalan Peyk şarkılarının yaylı ve üflemeli melodik enstrümanlardan oluşan İsimsiz Orkestra’yla tamamlanmış gibi oldu.”

KAMİL HAJİYEV PEYK’İN SULUŞAKA’SINI SESLENDİRDİ

Peyk, sahneye çıkmadan önce Tschaikowsky ve Ivanovic’ten bazı klasik eserleri de seslendiren İsimsiz Orkestra’yla gerçekleştirdiği ilk konserinde önemli konuk sanatçılara da yer verdi. Olta Dayanışma müzisyenlerinden No Land solisti Kamil Hajiyev, İsimsiz Orkestra’nın eski şeflerinden Yeşim Madanoğlu yönetiminde Peyk’in “Suluşaka” isimli parçasını seslendirdi. Türkiye’ye genetik okumaya gelen Hajiyev, 8 yaşından bu yana çaldığı kemanı ve farklı yorumuyla renk kattığı müziği tercih etmiş. Hajiyev’i sadece No Land ile değil, Türkiye caz sahnelerinde kurduğu kuartetle adını duymaya başladığımız davulcu Öner Karaçuha’nın “Unutma” teklisinden de dinlemeniz şiddetle tavsiye edilir. Müzik şöleni tadında geçen gecede, gitar solisti Gürkan Karaman Roland Dyens’tan Tango en Skai isimli eseri seslendirirken, İsimsiz Orkestra’nın viyolalarından Uğur Kılıç’ın düzenleyip seslendirdiği Türk besteci, orkestra şefi ve piyanist Selman Ada imzalı “Maskeler Aryası” da gecenin önemli parçalarındandı.


4 Haziran 2022 Cumartesi

Sen Kimsin?

 

MixArt’ın kurucusu Cenk Kaptan, bu sefer yönetmen koltuğunda... Müziğin formal ve ticari evrimini anlattığı “Sen Kimsin” ile bir yandan ticari ve bağımsız müziği sorguluyor diğer taraftan ise müzik yasaklarına yer yer mizahi bir üslupla göndermeler yapıyor.




“Müziği demokratikleştiren platform” MixArt’ın kurucusu Cenk Kaptan, bu sefer SES getirecek müzik belgeseliyle yönetmen koltuğunda!

VCS Film ve Müzik Yapım’dan Cenk Kaptan yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği  “Sen Kimsin?” belgeseli, müziğin insanlık tarihindeki sürecini, ağırlıklı olarak 20. yüzyıldan itibaren formal ve ticari evrimini, arasındaki uçurum iyice keskinleşen ticari ve bağımsız müziği, pandemi döneminde başlayan ve hala devam eden - hatta “ahlaki” gerekçelerle bazen de hukuksuzca uygulanan - müzik yasaklarını yer yer mizahi bir üslupla sorguluyor ve itiraz ediyor.

Crossing the Bridge’den beri böyle müzik belgeseli yapılmadı!

Türkiye’de müzisyenlerimizin hayatına ve müziğine ilişkin yapılmış belgesel parmakla sayılacak kadar az. Dünyada ve Türkiye’de çıkan müzik belgesellerini yakından takip etmeye çalışan bir müzik tutkunu olarak söylüyorum: Cenk Kaptan’ın hem yapımcılığını hem yönetmenliğini üstlendiği ve müzisyenlerin büyük desteğiyle çekilebilen “Sen Kimsin?” ünlü yönetmen Fatih Akın’ın İstanbul’u ve müziklerini konu alan 2005 yapımı “Crossing the Bridge” isimli kültleşmiş eserinden sonra yapılmış en iddialı müzik belgeseli olacak! Sen kimsin? bu toprakların “gerçek” müzisyenlerinin dayanışma ve harmoni içindeki üretme aşkına, farklı titreşimlerinin tek ses olabilmesine ve - biri iktidar, biri tekeller olmak üzere - iki deve karşı isyanına ses olacak.

Sömürü ve tekel hakimiyeti devam ediyor, sadece “dijitalleşti”

Özgür Ulusoy

Müzik bir sektör. İyi bir müzik yapmanız, yaşamınızı insan onuruna yakışır şekilde sürdürebilecek parayı kazanmanızı malesef hâlâ sağlamıyor. Peyk ile tanıdığımız müzisyen İrfan Alış “Sömürü devam ediyor” diyor ve Özgür Ulusoy, eskiden müzisyenlerin emeğini sömüren yapım şirketlerinin yerini, dijitalleşmeyle Spotify gibi yeni tekellerin aldığına dikkat çekiyor ve “Bağımsız müzisyen, sadece Spotify’a bağlı olan müzisyen demek” diyor. Evet, dijitalleşme müziği nispeten demokratikleştirdi ve artık uygun maliyetlerle evine stüdyo inşa edebilen müzisyenler, doğrudan dijital platformlara şarkı yükleyebiliyor ama elde edilen kazançtan asıl emekçilere düşen pay hala yüzde 10’larda!

İrfan Alış

“Birlik olabilseydik o kadar müzisyen intihar etmezdi”

Mart 2020’de başlayan ve iki yılı deviren pandemi şartlarının en zorladığı kesim şüphesiz müzisyenler oldu. Kimisi enstrümanını satmak zorunda kaldı, kimisi evinden tahliye edildi, kimisi arkadaşının evine sığınabilirken kimisi de memleketine dönmek zorunda kaldı. Müziği geçici olarak bırakıp amcasının manavında karpuz parlatan müzisyen var bu ülkede. Ama en acısı da yaşamına son veren müzisyenler de olması…

Sen Kimsin? örgütlenme anlamında büyük bir eksiği olan müzisyenlere de bir “özeleştiri” getiriyor. Meslek birliklerinin müzisyen haklarını savunma konusundaki yetersizliği ve müzisyenliğin hala bir istihdam olarak görülmemesi de burada etkili pek tabii. Belgesele konuşan müzisyenlerden People Around’un saksafon ve klarnet sanatçısı Zafer Özkan’ın da ifadeleriyle “Birlik olmayı başarmış olsaydık o kadar müzisyen intihar etmezdi!”

OLTA DAYANIŞMA: GELİRİ İŞSİZ KALAN MÜZİK EMEKÇİLERİNE!

Bağımsız müzisyenlerin bir araya gelerek kurduğu OLTA Dayanışma, pandemi sürecinde müzisyenlerin yaşadıkları zorluklara ve mücadelelerine destek olmalarıyla öne çıktı. Bu amaçla, OLTA Dayanışma, toplam 10 albümle 130 şarkı yayınlamayı başardı. Tüm geliri, pandemi sürecinde işsiz kalan müzisyenlere, müzik ve sahne emekçilerine aktarılan albümlerin yapılış süreçleri, sektör emekçilerinin ve müzisyenlerin hikâyeleri ise “Sen Kimsin?” Belgesel Filmine konu oldu.

İlker Canikligil

Filmde Yer Alan Röportajlar: Prof. Dr. Emre Alkin, Müzisyen Feridun Düzağaç, Müzisyen İlkay Akkaya, Müzik Yazarı Murat Beşer, FluTV kurucusu yönetmen İlker Canikligil,  Gazeteci Dr. Anıl Aba, Bağımsız Müzisyen İrfan Alış (Peyk), Orkestra Şefi Özgür Ulusoy, Doç. Dr. Onur Yılmaz, Mehmet Kılıçel, Çağrı Özdemir, Bilgehan Deniz, Veys Çolak, A. Oral Sargın - Zafer Özkan (People Around), Çağatay Vural - Sahand Lesani - Kamil Hajiyev (No Land), Dilan Balkay, Onur Güney Kumaş, Volkan Uzunhasanoğlu.

Dilan Balkay

Premier çok yakında dijital bir platformda!

Yönetmen Cenk Kaptan, şu anda belgeselin yayınlanması için farklı dijital platformlarla görüşmeler yürüttüğünü, bu değerli bağımsız yapımın Netflix, Mubi, Gain, BluTV gibi Türkiye'de yaygın şekilde kullanılan video streaming platformlarından birinde premier yapmasını istediklerini belirtiyor.

MIXART PLATFORMU MÜZİK TUTKUNU YAZILIMCILAR ARIYOR

Cenk Kaptan’ın Silikon Vadisi’nde yatırım turlarına bile çıkmaya niyetlendiği ancak sonradan Türkiye bağımsız müzik dünyasından başlama kararı aldığı bir diğer girişimi MixArt.ist, Sen Kimsin? belgeselinin çözüm önerilerinden biri aslında. OLTA Dayanışma’nın birçok müzisyeninin dahil olduğu ve müzik tutkunu bir yazılımcı arayışı süren girişim, kanal kayıtların kişiselleştirilebilir şekilde dinleyicilere kendi müziklerine yapabilecekleri şekilde sunulduğu, hem görsel hem de işitsel bir şölen deneyimi. Gelecekte müzisyenlerin kanal kayıtlarını kendilerinin upload etmesi planlanan beta aşamasındaki interaktif platformda, siz de sevdiğiniz eserleri yeniden yazabilir, MixArt.ist ile müziğin parçası olabilirsiniz. “Müzik 4.0: MixArt ile müziği demokratikleştirdiler!” başlıklı yazımız da meraklıları için ekonomim.com adresinde.