şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2024 Salı

Aşk’a dair…


Spotify tavsiyesi: https://open.spotify.com/track/44mH1NlEgck2bJVksriMIE?si=MZRJ81X8TPKesr7aAs9ykQ


ya ben aşıktım 

ya da bana aşıktılar…

bir türlü denk gelmedi şu bana aşık aşıklar…

sevgi emekti diyerek kalbe soktuklarımız aşkı beceremediler.. 

aşkın marjinal fayda eğrisine bir çare bulamadılar.

bazen de antik yunanın başka anlamlara gelen aşklarına daldılar…

kelâma, musikiye, insanoğluna, doğaya, kitaba, piyanoya, viyoline aşıktılar… 

normal şartlarda’nın adem ile havvası, bu türlerde mevlana-şems, van gogh-teo, ya da farzı misal kahin ve kainat oldular…

amma velakin, bilimsel olarak bir kaç atomla ifadeye indirgenebilen dopaminimsi, seratoninimsi ve oksitosinimsi açıklamalardan medet umdular. “özgür irade yoktur, kararı hayvan tarafımız veriyor” der hale geldiler…

demem o ki, konu karışık çok da irdelemeyelim deyip, bilmecenin ucunu yine açık bıraktılar… okura/izleyiciye bıraktılar…

18 Ağustos 2011 Perşembe

farkındalık monologu

-Siz? Siz o değil misiniz? Evet evet! Sizi tanıyorum. Aydınlık bir sayfanın tam ortasındaki manşetten hatırlıyorum sizi! Siz "FARKINDALIK" değil misiniz?

-Ben hayranınızım sizin. İstanbul'da kocaman yeşil demir bir kapısı olan koca bir ülkede tanışmıştık sizinle! "NEDEN?" demiştiniz evet. "NEDEN? demelisin" demiştiniz.

-Darüşşafaka'da tanışmıştık sizinle. "DÜŞÜN!" demiştiniz. "DÜŞÜNMEDEN KONUŞMA!" demiştiniz.

-Daçka'nın her köşesinden duyulurdu sesiniz, çok iyi hatırlıyorum; "GÖR!" demiştiniz, "OKU!" demiştiniz. İlahi bir gençliğe hitabet gibiydi sesiniz, hatırlıyorum.

-Kitap gibi kokardınız. Bir de sahne tozu gibiydiniz. Ya da keman yayı reçinesi. Siz "FARKINDALIK" değil misiniz?

-Tanışmıştık evet. Yeşil kapılı ülkede karşılaşmıştık. Müzik Odalarının koridorlarında da vardınız, Fizik laboratuvarlarının sülfür kokusunda da...Siz orda öğrendiğim "FARKINDALIK" değil misiniz?

-Sinema salonunda projektörün arkasından göz kırpmamış mıydınız? Fotoğraf makinasının vizöründen "PERDE" dememiş miydiniz?

-"TOPLUM" demiştiniz, "HOŞGÖRÜ" demiştiniz, "EMPATİ" demiştiniz.

-"KÜLTÜR" demiştiniz, "SANAT" demiştiniz, "FARKINA VAR" demiştiniz.

-"DÜNYA GÖR" demiştiniz, "GEZ SEYYAHLAR GİBİ" demiştiniz.

-Amfi tiyatronun basamaklarında yankılanan sesin içinde ve AKM yoluna düşmüş bir okul otobüsünün muavin koltuğunda oturmuyor muydunuz?

-Sizi o koca kütüphanenin eski kitaplarının arasında da görmüştüm! Sait Faik'in mavi mavi kitaplarının rafından gülümsemiştiniz bir kere hatta hatırladınız mı? "SARIL KİTABA" demiştiniz...

Biz "hatırlıyoruz"
Biz "farkındayız"...
Biz bize verdiğin her harfi cümle yapıyoruz. Roman oluyoruz...

Biz toplumun farkında olan bireyleriyiz.

Biz "Darüşşafaka'lıyız"

9 Temmuz 2011 Cumartesi

çınar ağacı


çınar ağacı

ayakları yere basan
ama aklı hep havada...

çıkını gerçek,
zihni düş dolu...

hil'alem

28 Mayıs 2011 Cumartesi

sen, birkaç tutam selülozdan oluşan dostum Kitap


Gelmeyen Godot?
Çöldeki Hayyam?
Kuyudaki Şems?
Varoldukça hafifleyen Kundera'nın kasaba kızı?
Komser Nevzat?
Hesse'nin aksak müzisyenleri?
Acı çeken Werther?
Paranın pisliğine bulaşmış Perkins?
Madam Bovary?
Meraklı Sofi?

daha nicesi...

peki sen, birkaç tutam selülozdan oluşan dostum Kitap...
sen olmasan hangi birini tanıyabilirdim?

hil'alem

21 Şubat 2011 Pazartesi

yol(suz)luk...


atlayıp da bir vos-vos hayaline,
mukadderatta olan ve olmayan tüm yollara doğru,
benzinsiz ve benzimiz atmış,
elma yanaklı çocukluk olmadan
koşa koşa
yol alalım...
armoni olsun yolluğumuzda...
bitmesin müzik; yol-suz-luk olmasın...


hil'alem

15 Şubat 2011 Salı

çöl ışığı sonatı



kainatın içinde bir ay,
ayın içinde bir kainat,
ludvig ayın,
gün çöllerin sonatını yazadursun..
dört kitabın manası
yusuf'un dilinden züleyha'nın gönlüne aksın..
karagözüm, hacıvatım; bu hikayeyi anlatsın...

29 Aralık 2010 Çarşamba

çocuk umutların kalemtraşı istanbul!


Kurşun kalemle yazılan hikayeler biriktirir insan İstanbul'da;
Bazen karbonun kağıda tutunası gelir, bazen de soluk aldıkça istanbul, yazılar silikleşir. ama istanbul bu bilemez insan; gün gelir kurşundan kalemlerimizi kalemtraş gibi sivriltiverir. Bir de soluk dediğin diyaframdan alınmalı, ciğeri şişirmeden...
midede sindire sindire...

Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Kış Bahçesi, Kadıköy, 29 Aralık 2010
*Fotoğraf-Çengelköy Çınaraltı 2007

20 Aralık 2010 Pazartesi

MEDEA: KAHİN OLMAK KADIN OLAMAMAKTAN ÖTÜRÜ...

Yeni bir oluşum olan Tiyatro BİTEATRAL'in Talimhane sahnesinde Perşembe akşamı oynadığı oyuna; MEDEA'ya ve garip bir alem olan aşkı,  çıldırarak yaşamak zorunda bırakılmışlara ithafen...



Medea'nın intikamını seyretmek...
tüm hınçlardan uzak
ve tüm intikamları idam etmişçesine.
ve kahin olmak; kadın olamamaktan ötürü...

sonsuza kadar dua etse şu insan evladı,
kaç yazar daha yazar medea'nın derdini:
okuyan,yaşadığını anlamayınca?
kalbi közlemişler bi kere güzelinden...
söne de ekmek pişe üstünde yüreklerin!
peeh! aman! ve bre!

Antik Yunan'da - ya da İstanbul'da olsun ne fark eder?- "başkasına tercih edilmişlik" duygusuyla çıldırmış bir kadının hikayesi Medea. Karşı gelip yazıtlara, sevmiş bi Antik Yunan Kazanova'sını zamanında. Ve ne ilginçtir ki mutlu mesud olmuşlar bir süre. Vakit gelmiş; sığ sularda boğulma kararı alan kocası Jason, güçlü kral Kreon'un kızıyla evlenmeye karar vermiş. Aldatılır yani Medea. Terk edilir. İşte burası işin trajedyası- ve iş henüz bitmemiştir. Trajedya hep devam eder.

Başrol oyuncusu Ayşe Lebriz Berkem (Medea) ve Berk Yaygın'ın (Jason/Kral Kreon) oyunculuklarıyla heye-can bulan bu antik masal, seyirciyi kendinden başka bir aleme götüren flütün sesi ve Gizem Erdem ve Damla Ekin Tokel'in canlandırdığı Medea'nın iki hizmetçisi karakterleriyle, mekansal bir sabitlik içinde, duygusal olarak güçlü, düşünsel olarak hareketli bir performans olmayı başararak Taksim'in orta yerinde gerçekleşiyor. Dizginleri duyguya teslim etmiş olanların daha yakından bileceği o şizofren akıl, yani Medea'nın içsesleri bu hizmetçilerdir. Aslında onlar hizmetçi değildir! Medea'nın meddahlarıdır. Medea'ya ayna tutan ama aynada farklılaşan iç hesaplaşma vardır burada. Sergilenen ve ortaya serilen; kalpten yaralanınca, evrende nereye gideceğini şaşıran, "şeylerin düzeni içinde" kendi yerini bilemeyen ve kendisini kendinden kaçıran bir akıldır: "Zavallı Medea"nın aklıdır...

 


Trajedya devam eder;
Medea'nın yaşadığı altından kolay kalkılır bir örselenme değildir. İçine ateş düşer, sesi de hep feryad eder. O ses Talimhane Sahnesine işler.Bana işler ve "cinnet" Medea'yı intikama sürükler...Aldatılan Medea katili olacaktır Kral Kreon'un ve taze prensesinin.

Neden mi? Neden sorusunu günümüz insanından kat kat fazla sormuş olan Antik Yunan insanı da, bugün otobüste ağlarken görmüş olabileceğiniz ve acıyıp da kestane vereceğiniz bir kız gibi tepeden tırnağa duygu yüklü bir varlıktır. Oyunun çağının ötesinde sergilenmiş olması yine düşündürtür insana, lümpen erkek jargonuyla "karı-kız" meselesini -sanki kadın başka bir şey olamaz imiş gibi: "Kardeşim, o değil de, ne olacak bu Adem ile Havva hikayesi? İnsanoğlu ve insankızı hiç değişmez mi?"

Trajedya devam eder...
Medea katil olmayı seçer .Çünkü sönmez sanır o içine düşen ateş...Çünkü sevginin "hakedilmiş" ve "hakedilmemiş" olanının var olabileceği gerçeğini görmez: "Onlar sevilmeyi değil, ölmeyi hakettiler." Kendi  oğullarını kimseler linç etmesin diye kendi elleriyle öldürmek pahasına bir düşünce Medea'nınki o an. Medea'nın hizmetçileriyle bir düşünce savaşına tanık olur sahne.

-Nasıl kıyarsın ey gönül bir gönül için binbir gönlüne?
-Nasıl dayanırsın ey Medea oğullarının ölümüne?
-Kendine gel Medeaaa!!
-Öldür Medea!
-Kaç git Medea!
-Hayır kal Medea...İntikamını al Medea!

Peki ya Jason? (Bu trajedyanın çıkış noktası Jason'u canlandıran Berk Yaygın'ın performansının hatırına tebrik ile açıyoruz ve kapıyoruz bu parantezi :) Kendi dengesizliği ve acizliği içinde mutluluğu yakalamaya çalışan, hırslı erkek profili Jason: karısını ve çocuklarının annesi Medea'yı, tabiri caiz ise yeni bir "bacak arası" için bırakan Jason! Durduk yere dram yaratan Jason! Maymun deyip lanet mi etmeli; insandır deyip hoş mu görmeli? Tarih mi hesap sormalı; Tanrı mı affetmeli? Yoksa Medea sadece seyirci mi? 



Bazen teyit eden, bazen itiraz eden, bazen de seçimi Medea'ya bırakıp sadece düşündüren bu hizmetçi, "iç" sesler yorumu oyunun en güçlü taraflarından. Çünkü bir dostumun dedesinin deyişi ile "Olay kafada bitiyor ise kafada bitireceksin." Engin bir derya olan müziğin, hele de yan flütün, biz seyircileri o güne kadar taşıması ise yönetmence şahane düşünülmüş. Dramda illa ki karakteristik olarak gerekli olsa da, bazen rahatsız edici olabilen  yüksek desibel haykırışlar yer yer önemli mısraları duymayı engelliyor ama olsun; bunlar da acının ve nefretin doğası olsun!

Bana dokundu ve beni etkiledi Medea. Bir mektubun dış sesler tarafından okunmasını seyirciye iletilme biçiminden, kesinlikle rahatsız edici olmayan replik tekrarlarına, modern dansla aynı potada eritilmiş Antik Yunan atmosferinden, Kral Kreon'un daraldığı anlarda astım cihazına muhtaç olmasına kadar epey manidar olayıyla, anlatılması , tadılması ve görülmesi gereken hazinelere sahip bir sergileme olmuş Biteatral'in bu ilk oyunu.

Ölümlü, çalımlı ve alımlı karakterlerle donatılmış bir oyun Medea.

Gidin, görün, yaşamaya çalışın!



Hilal SARI
12 Aralık 2010